Ceren'li günler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ceren'li günler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2013 Pazar

Bir Doğumgünü Hikayesi

                  Geçen yıl , pardon çok daha önce hamileyken :)) kızımın doğum günü yaklaşmıştı ve Ceren'imi bir telaş almaya başladı. "Ben biliyorum anne, şimdi bebek geliyor ya, sen yorgun olursun hiç bir şey yapmazsın" diye dudak bükmeleri başlamıştı. Hani haksız değildi valla, oturduğum yerden kalkmak istemiyordum :) Hani kızımda biliyor annesini, mızıldanmaya başlayınca hadi  dedim bir gayret ayaklandım. Kızımın doğum günü Kasım da oğlumun doğumu da Aralıktaydı. Çok daha erken bir tarihte karnım burnumda enerjim tavan yapmış bir halde daldım mutfağa ve inanılmaz bir heyecanla hazırladım tüm bunları. Bilenler biliyor yada bana öyle oluyor, doğum öncesi asla yorulmak bilmiyorum ve dünyayı bile kurtarabilirmişim gibi hissediyorum :)) O gün de öyle oldu, 8 aylık hamile, ayağında on santim topuklu terlikle fırıldak gibi döndüm durdum. Kalabalıktı, eğlenceliydi, günün sonunda masamı, mutfağımı toparlayıp, evi derleyip temizleyen arkadaşlarım sayesinde daha da keyifliydi.


Çok uzun süre olmuş bloğa girmeyeli. Bir yıldan fazla hemde :)) Bu arada işte bu bıcırığım doğdu, bir yaşını bile geçti hatta.

 Ben nasılım ? Eskisinden daha yorgun. Uyumayı sevmeyen bir yaramazla yaşamaya çalışan, iki çocuğun pek iyi bir fikir olmadığını anlayan :)) son zamanlarda kendini bir yerlere atmaya çalışan biriyim ama olsun. Geçecek biliyorum ve çok daha güzel şeyler yaşanacak.


















5 Mayıs 2011 Perşembe

23 Nisan Hikayesi...


             Okul önemlidir. Gerçekten çok önemlidir. Binasından tutunda bahçesine kadar, hizmetlisinden kantinine kadar merak edersiniz yeterli mi değil mi diye. Müdürünü ve öğretmenlerini söylememe ise hiç gerek yok. Normali budur bence, öğretmen nasıl acaba? iyimidir? başarılı mıdır? peki müdür? sıkı bir yönetici midir? sahiplenir mi okulunu öğretmenlerini? diye merak edilmemelidir. Öyle olmalıdırlar çünkü. Minicik çocuğunuzu ellerine teslim ederken gözünüz arkada kalmamalıdır. O şimdi ne yapıyor? ağlıyormu? eziliyor mu? üşüyor mu? korkuyor mu? diye paralamamalısınız kendinizi.
              Elbette şartlar her zaman istenildiği gibi güzel olmuyor, olamıyor. Yapı kötüyse olsun diyorsunuz insanları güzel, eğitimi güzel deyip susuveriyorsunuz bazen. Veya yönetim de bir çarpıklık varsa yine kendinize başka bir teselli buluyorsunuz "olsun, öğretmenimiz yeter" gibi. Bazen bunların hepsi aynı anda aksaklığa uğrayabiliyor ki bu çok fena işte. Bir şeylerde eksiklikler başladığı anda çorap söküğü gibi gidiveriyor ard arda.
              Kızımın okulundaki organizasyon bilmecesi iki yıldır fena halde şaşırtıyor beni. Binanın, bahçenin, günlük rutin işleyişin düzensizliğine gözümü kapatıp bari eğitimi yolunda gitsin diyerek devam ediyoruz okulumuza. Ancak eğitim ne kadar önemliyse de tek başına yeterli olmuyor bence. Çocuğun sosyalleşmesi için, düşsel gücünün zenginleşmesi için sosyal aktivitelere de ihtiyacı var ve ne yazık ki iki yıldır okulumuzda bu anlamda hiç bir faaliyet olmuyor. Ne resim, ne tiyatro ne de güzel bir organizasyonla yapılan sinema gezisi. Bu nedenle 23 Nisan gösterileri o yıl için müthiş bir keyif oluyor bizim için. Sadece on dakikalık yapacakları dans gösterisi bile çocukları heyecandan uçuruyor, bir şeyler başarabilmenin keyfine varıyorlar. Bu da güzel ancak iki yıldır bu eğlence bile biz veliler için birer kabus haline gelebiliyor :))  Peki neden? Organizasyon hatası elbette, daha ne olsun!

               On gün boyunca bir türlü şekline, renk tonuna karar verilemeyen gösteri elbisemiz terziye verdikten sonra elime gecelik türü bir elbise olarak geri döndü :) Yukarıdaki resimde olan elbisenin üst tülünün olmadığını düşünün. Bir gecede elimde ne kadar tül varsa üzerine dikip, tam dört gün boyunca o tüllerin üzerine tek tek boncuklar işleyince elbise en sonunda güzel bir şekle büründü. Onca dans eden çocuklar için, yapılan güzel etkinlikler için bir çiçek dahi asılmayıp, süslenmeyen boş okul bahçesini rengarenk yaptı bizim çocuklar. Biraz kırgın, çok da kızgın geçti benim için 23 nisan gösterisi. Umarım seneye aynı ilgisizlikle karşılaşmayız tekrar. Bakın kızımın mutluluğuna, bunun için değmezmi tüm sıkıntıya allah aşkına!..





             


Miniğin minik mutfak önlüğü




23 Nisan elbisesi bilmecesi öncesinde görmüştüm bu yaramaz kız figürünü Leyya'nın bloğunda. Bir kenara çizmiştim ama çanta yaparım belki onun gibi bir gün diye düşünmüştüm. Küçük cadı son günlerde kendini daha çok mutfağa verince mutfak önlüğü yapmak daha akıllıca geldi bana.
Baboş'un şiddetle karşı çıktığı, "çocuğu evcimenliğe alıştırma " diye mızıldandığı (hani bulaşık yıkamak yerine çarpım tablosunu ezberlesin demek istiyor ki çok da haklı :)) bu önlük en sonunda bitti. Göstermek gibi olmasın :) işaret parmağımın yanındaki orta parmağımda minik bir delik açıldı bu önlüğü dikmek için. Dikiş makinem olmadığı için elimde dikmek parmağımı kevgire çevirse de güzel oldu yahu , daha ne olsun :)








23 Nisan 2011 Cumartesi

Ben Öğretmen Oldum :)


Anasınıfı öğretmeni olmak nasıldır acaba? diye düşünürdüm hep :) düşünmez olaydım :)
Son günlerde sınıf öğretmenimizin yeni düzenlediği bir etkinlik var, her hafta bir anne öğrencilere bir faaliyet öğretecek. Neymiş : öğrenci veli ilişkinisi kuvvetlendirmek. Neymiş : annelerin de çocuklarla aktif iletişim içerisinde olmasıymış. Tamam , iyi, güzel de ; onca bıcıra aynı anda ne bileyim bir şarkı öğretmek, kitap okumak, onların dikkatini aynı şey üzerinde toplayıp bir şeyler üretmesini başarmak her babayiğidin, her annenin harcı değil. Evet kesin kararım bu :) İster kızın ister gülün hiç farketmez.
Aslında birinci dönem başlaması gereken bu uygulama ki bu anasınıfı formatında yok, tamamen bizim iyi niyetli öğretmenimizin "kaynaşalım" dileği üzerine başlatılmış bir uygulama. Evet birinci dönem başlaması gerekiyordu ama annelerin çoğu kendini geri geri ittiğinden :) bir türlü başlayamadı. Bende o geri geri gidenlerden oldum. Kızım gibi 18 bıcırı karşımda düşündüm. Sonra benim cadıya masal okurkenki halim geldi gözümün önüne :
"_aslan neden yemiş ki ceylanııııı?"
" _niye hep ormanda yaşıyor bu hayvanlaaaar?"
diye bitmek tükenmek bilmez sorularını cevaplamak için uğraşmalarımı düşündüm ve bu soruların 18 küçük yavru tarafından sorulduğunu hayal ettim birden :)))) aman allahım!..
Evet çok sevimliler, tamam kabul ediyorum çoook tatlılar ama çekilmiyorlarmış anladım dün bunu. Ben de renkli kartondan maske yaptırayım dedim.
Başardım da :) ama inanın hayatım boyunca bir daha bu kadar çok "teyzeeeeeeee" diye çağrılabileceğimi tahmin etmiyorum. Saniyede bir "_teyzeeee, benimki olmuyo", "teyzeeee benim yapıştırıcım kurudu", "_teyzeeee, benim makasım kesmiyooooo " :) sözlerini duydum. İnanılmazdı :) ama asıl inanılmaz olanı kızımın tüm arkadaşlarına "_o benim annem" diye caka satmasıydı ki bunun keyfini asıl hiç anlatamam.
Dip not nedir? diyeceksiniz, bilmiyorum :)
Kaynaşın , evet güzel bir duygu ama bu kadar cüceyle birden değil. Bırakın diplomalı öğretmenleri daha profesyonelce yapsın, siz kendi bıcırlarınıza ancak yetersiniz, ben öyleyim çünkü :)

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...